Uzmanlar, uykusuzluğun çoğu zaman stresle başladığını ancak zamanla kronikleşebildiğini belirtiyor. Şikayetler iki haftadan uzun sürüyorsa uzman desteği alınması öneriliyor.
Herkes zaman zaman uykusuz bir gece geçirebilir. Ancak geceleri sık sık yatakta dönüp durmak, daha ciddi bir uyku probleminin habercisi olabilir. Peki bu durum ne zaman uykusuzluk (insomnia) olarak değerlendirilir?
Independent’ın aktardığına göre, Northumbria University Psikoloji Profesörü ve Northumbria Centre for Sleep Research Direktörü Jason Ellis, uykusuzluğun belirtileri ve nedenlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Ellis, uykusuzluğu en genel haliyle; uykuya dalamama, gece boyunca uykuyu sürdürememe ya da sabah çok erken uyanma gibi sorunların, yeterli uyuma imkânı olmasına rağmen devam etmesi olarak tanımlıyor.
Klinik açıdan bakıldığında ise tablo daha net. Buna göre uykusuzluğun “kronik” olarak nitelendirilebilmesi için, şikayetlerin en az üç ay boyunca haftada üç gece ya da daha sık yaşanması gerekiyor.
UYKUSUZLUĞA SEBEP OLAN NEDENLER
Ellis’e göre uykusuzluk, ilk iki haftalık süreçte çoğunlukla bir stres etkenine verilen doğal bir tepki olarak ortaya çıkıyor. Bu stres; fiziksel ya da ruhsal bir hastalıktan kaynaklanabileceği gibi işini kaybetmek veya bir partner ayrılığı gibi yaşam olaylarıyla da ilişkili olabiliyor.
Ancak uyku düzenini toparlamak amacıyla yapılan bazı alışkanlıklar, sorunu hafifletmek yerine daha da büyütebiliyor. Erken saatlerde yatağa gitmek, gün içinde kestirmek, geç saatlere kadar uyumak, ayakta kalmak için aşırı kahve tüketmek ya da uykuya dalmayı kolaylaştırmak için alkol kullanmak bu davranışlar arasında gösteriliyor.
Bu tür uygulamaların her biri uyku döngüsünü olumsuz etkileyebiliyor. Sonuç olarak, başlangıçta strese bağlı gelişen geçici uykusuzluk, zamanla kendi kendini sürdüren kronik bir probleme dönüşebiliyor.
BELİRTİLERE DİKKAT EDİN
Ellis, uykusuzluk yaşayan kişilerin çoğunlukla yatağa girdiklerinde uykuya dalamadığını, zihnin hızlandığını ve kişinin düşünce ile kaygı arasında bir döngüye sıkıştığını ifade ediyor.
NHS verilerine göre uykusuzluğa eşlik eden diğer belirtiler ise şöyle sıralanıyor:
- Sabah uyanıldığında hâlâ yorgun hissetmek
- Çok erken uyanıp yeniden uyuyamamak
- Gece boyunca sık sık uyanmak
- Gün içinde halsizlik ve sinirlilik yaşamak
Ellis ayrıca, bu durumun zamanla yatak odasına karşı isteksizlik gelişmesine yol açabileceğini vurguluyor. Kişinin yatak odasını olumsuz duygularla ilişkilendirmesi sonucu ortaya çıkan bu tablo, “aşırı uyarılma” olarak tanımlanıyor.
PEKİ GÜNLÜK HAYATI NASIL ETKİLER?
Kötü bir gece uykusunun ertesi gün ruh hali ve performans üzerinde olumsuz etkiler yarattığı biliniyor. Uzun vadede ise uykusuzluk, özellikle depresyon olmak üzere kalıcı ruh hali sorunlarıyla ilişkilendiriliyor. Ayrıca mevcut hastalıkların seyrini kötüleştirebildiği de belirtiliyor.
UYKUSUZLUĞU TETİKLEYEN RİSKLER
Ellis’e göre kaygı düzeyi yüksek ve mükemmeliyetçi yapıya sahip kişilerde uykusuzluk görülme ihtimali daha fazla.
Geçmişte uykusuzluk sorunu yaşamış olmak da önemli bir risk unsuru olarak öne çıkıyor. Bu durum uygun şekilde tedavi edilmezse tekrar etme olasılığı artıyor.
İlerleyen yaşla birlikte uyku sistemi daha hassas ve kırılgan hale geliyor. Kronik hastalıkların yaygınlaşması ve ilaç kullanımının artması da özellikle ileri yaş grubunda uykusuzluk riskini yükseltiyor.
Menopoz dönemi de dikkat çeken risk faktörlerinden biri olarak değerlendiriliyor. Bu süreçte yaşanan hormonal değişimlerin uyku düzenini bozabildiği ve menopozdaki bireylerde uykusuzluğun daha sık görüldüğü belirtiliyor.
HANGİ VAKİTTE YARDIM ALINMALI
Ellis, uykusuzluğun yaklaşık iki hafta sonra patolojik bir duruma dönüşebileceğini belirtiyor. Bu nedenle belirtiler iki haftadan uzun sürerse bir doktora başvurulması öneriliyor. Erken dönemde yardım alınmasının daha etkili olduğu vurgulanıyor.
UYKUSUZLUĞA BİR ÇÖZÜM VAR MI
Uykusuzluk tedavisinde öncelikli yöntem olarak “CBT-I” (uykusuzluk için bilişsel davranışçı terapi) öne çıkıyor. Bu yaklaşım, genellikle altı ila sekiz hafta süren ve kişinin uykuya ilişkin düşünce ile davranışlarını yeniden düzenlemeyi hedefleyen bir süreç olarak tanımlanıyor.
Tedavinin bilişsel aşamasında, bireyin uykuya dair geliştirdiği kaygıları ve işlevsiz düşünce kalıplarını fark etmesi ve bunları kontrol altına alması amaçlanıyor. “Yapıcı endişe zamanı” gibi tekniklerle zihinsel yoğunluğun azaltılması hedefleniyor.
Davranışsal aşamada ise uyku alışkanlıklarının yeniden şekillendirilmesi, uyku ihtiyacının artırılması ve uyku öncesinde yaşanan kaygının düşürülmesi üzerinde duruluyor.
Tarih: 17.03.2026 / 21:34







