Yeni bir çalışma, yaşam süresinin düşündüğümüzden daha büyük ölçüde genetik faktörlerden etkilendiğini ortaya koydu. Araştırmaya göre, dışsal nedenlerden kaynaklanan ölümler göz önüne alındığında kalıtsal etkiler yaklaşık %50’ye kadar çıkabiliyor.
Uri Alon, Weizmann Bilim Enstitüsü’nde yürüttüğü çalışmalarla, uzun ömürle ilgili ders kitaplarında yer alan ve yaşam süresinin yalnızca yaklaşık %20’sinin genetik faktörlere bağlı olduğu görüşünü uzun süredir sorguluyordu. Bu yaklaşım, yaşam süresinin geri kalan kısmını hangi faktörlerin belirlediği ve genetik araştırmaların geçerliliği konusunda tartışmalar başlattı.
Washington Post’un haberine göre Alon, karmaşık biyolojik sorunları çözmek için matematiksel modellerden faydalanıyor. Kendisi ve ekibi, insan yaşam süresini etkileyen faktörleri yeniden değerlendirmek amacıyla özel bir model geliştirdi. Bu çalışma, Science dergisinde yayımlandı ve genetik ile çevresel etkilerin yaşam süresine katkısını daha doğru bir perspektifle ele alıyor.
Eski Çalışmalar Genetik Etkiyi Küçük Gösteriyordu
Yaşam süresinin ne kadarının kalıtsal olduğunu belirlemeye yönelik önceki araştırmalar, ağırlıklı olarak 19. yüzyılın sonlarında doğmuş İskandinav ikizlerinin verilerine dayanıyordu. Ancak o dönemde kazalar, şiddet olayları ve enfeksiyonlar gibi yaşlanmaya bağlı olmayan “dışsal” ölümler oldukça yaygındı.
Uri Alon ve ekibi, 1900–1935 yılları arasında doğmuş İsveçli ikizlerin verilerini inceleyerek, bu dışsal ölümlerin genetik etkinin doğru şekilde gözlemlenmesini zorlaştırdığını ortaya koydu.
Yaşam Süresinde Genetik Etki Daha Yüksek Çıktı
Alon ve ekibi, geliştirdikleri modelde dışsal ölümleri hesaba katmadıklarında, yaşam süresinin kalıtsal etkisinin önceki tahminlerden çok daha yüksek olduğunu ve yaklaşık %50’ye ulaştığını ortaya koydu. Bu bulgu, genetik ve çevresel faktörlerin yaşam süresi üzerindeki rolünün sanılandan daha dengeli olduğunu gösteriyor.
Tarihi Koşullar Genetik Etkiyi Gizlemiş Olabilir
Araştırmaya göre, önceki çalışmalar tamamen yanlış değil; yalnızca farklı bir dönemin koşullarını yansıtıyor. 19. yüzyılın sonlarında insanlar, zatürre ve tüberküloz gibi hastalıklar nedeniyle genellikle erken yaşta hayatını kaybediyordu. Bu nedenle, o dönemde genetik faktörlerin yaşam süresi üzerindeki etkisi sınırlı gibi görünüyordu.
Genetik mi, Çevre mi? Yaşam Süresini Ne Belirliyor?
Çalışmaya katılmayan uzmanlar da bulgulara dikkat çekiyor. Tıp alanındaki gelişmeler, aynı genetik geçmişe sahip bireylerin yaşam sürelerini önemli ölçüde değiştirebiliyor. Örneğin, kalp hastalıkları gibi durumlarda uygulanan modern tedaviler, yaşam süresini ciddi biçimde uzatabiliyor.
Uzmanlar, genetik faktörlerin özellikle ileri yaşlarda daha belirleyici olduğunu vurguluyor. 105–110 yaşına ulaşan bireylerde genetik etkiler ön plana çıkarken, ortalama yaşam süresi; beslenme, egzersiz, sağlık hizmetlerine erişim ve sosyoekonomik koşullar gibi çevresel faktörlerle şekilleniyor.
Yaşam Tarzı ve Genetik: Süreyi Belirleyen İkili Etki
Araştırmalar, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının ömrü uzatabileceğini gösteriyor; ancak bu etkinin, bireyin genetik “başlangıç noktası” ile sınırlı kaldığı belirtiliyor. Öte yandan sigara kullanımı, aşırı alkol tüketimi ve sağlıksız beslenme gibi olumsuz alışkanlıklar, yaşam süresini ciddi ölçüde kısaltabiliyor.
Çalışma, yaşam süresinin tek bir faktöre bağlı olmadığını, genetik ve çevresel etmenlerin birlikte belirleyici olduğunu ortaya koyuyor. Bilim insanları, genetik varyasyonların daha iyi anlaşılmasının gelecekte yaşlanmayı etkileyen tedavilerin geliştirilmesine katkı sağlayabileceğini vurguluyor. Buna karşın sağlıklı yaşam alışkanlıklarının hâlâ önemli bir fark yarattığı konusunda uzmanlar görüş birliği içinde.
Tarih: 6.04.2026 / 22:49







